Araştırma konusu: ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

From B-Ob8ungen
Jump to: navigation, search

Ocak 2010'da önemli bir güncelleştirme yapmak gerekir. Alman Anayasa Mahkemesi ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası tehdidi altında bulunan bir insanın Türkiye'ye iade edilmesi Almanya'nın Anayasa'sına aykırı buldu (kararın tam metni). Önemli ifadelerle özet çeviri şöyle:

17

Die Auslieferung bei drohender Verhängung einer so genannten erschwerten lebenslangen Freiheitsstrafe verstößt gegen unabdingbare Grundsätze der deutschen verfassungsrechtlichen Ordnung, soweit diese erschwerte lebenslange Freiheitsstrafe so ausgestaltet ist, dass sie nicht lediglich eine Strafaussetzung zur Bewährung gesetzlich ausschließt, sondern auch die bloß theoretische Möglichkeit einer späteren Begnadigung unter die rechtliche Bedingung dauernder Krankheit, Behinderung oder des Alters stellt.

19
a) Zu den unabdingbaren verfassungsrechtlichen Grundsätzen zählt der Kernbereich des aus dem Rechtsstaatsprinzip abzuleitenden Verhältnismäßigkeitsgrundsatzes. Den zuständigen Organen der Bundesrepublik Deutschland ist es danach verwehrt, einen Verfolgten auszuliefern, wenn die Strafe, die ihm im ersuchenden Staat droht, unerträglicher Art ist, mithin unter jedem denkbaren Gesichtspunkt unangemessen erscheint. Ebenso zählt es wegen Art. 1 Abs. 1 und Art. 2 Abs. 1 GG zu den unabdingbaren Grundsätzen der deutschen verfassungsrechtlichen Ordnung, dass eine angedrohte oder verhängte Strafe nicht grausam, unmenschlich oder erniedrigend sein darf.

21
Nach der Rechtsprechung des Bundesverfassungsgerichts gehört es zu den Voraussetzungen eines menschenwürdigen Strafvollzugs, dass dem zu lebenslanger Freiheitsstrafe Verurteilten grundsätzlich eine Chance verbleibt, je wieder der Freiheit teilhaftig zu werden (BVerfGE 45, 187 <229 und Leitsatz 3 Satz 1>; 113, 154 <164>). Es ist danach mit der Menschenwürde (Art. 1 Abs. 1 GG) unvereinbar, wenn ein Verurteilter in der Strafhaft ungeachtet seiner persönlichen Entwicklung jegliche Hoffnung, seine Freiheit wiederzuerlangen, aufgeben muss (vgl. BVerfGE 45, 187 <245>).

28
Vorliegend ist insoweit ausschlaggebend, dass die bisherigen Feststellungen des Oberlandesgerichts nicht ausschließen, dass der Ausübung des Gnadenrechts nach Art. 104 der türkischen Verfassung in jedem Fall ein unumkehrbarer physischer Verfallsprozess vorauszugehen hat.

29
Der Unzulässigkeit der Auslieferung steht nicht entgegen, dass das Bundesverfassungsgericht in seinem Beschluss vom 6. Juli 2005 (BVerfGE 113, 154), auf den sich das Oberlandesgericht bezieht, die Auslieferung bei drohender lebenslanger Freiheitsstrafe ohne die Möglichkeit einer Strafaussetzung zur Bewährung für mit dem Grundgesetz vereinbar hielt. Der dort entschiedene Fall lag insoweit anders, als das einschlägige Gnadenrecht keinerlei tatbestandliche Einschränkungen enthielt. Die praktische Chance des Verurteilten, seine Freiheit wiederzuerlangen, war damit - anders als in der vorliegenden Konstellation - nicht von vornherein in hoffnungsloser Weise versperrt (vgl. BVerfGE 113, 154 <167>).

17

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların koşullu serbest bırakılma olasılığı yasalarda bulunmaması ve teorik olarak özel affa uğraması sürekli hastalık, sakatlık ve kocama koşullarına bağlı olması bu cezaya çarptırılacak bir kişinin Almanya'dan iade edilmesi Alman Anayasal düzenine aykırıdır.

19
Anayasal ilkeler odağında hukuk devleti ilkesinden kaynaklanan orantılı prensibi de bulunur. Almanya'dan iade edilecek kişi iade edilecek ülkede dayanılmaz bir ceza bekliyorsa her halükar orantısız olursa iadesine karar verilemez. Bunun dışında Alman Anayasası (GG) madde 1 fıkra 1 ile madde 2 fikra 1'e göre beklenen ya da verilmiş bir cezanın hunharca, insanlık dışı veya aşağlayıcı olmamalı.

21
Federal Anayasa Mahkemesi'nin içtihatına göre müebbet hapis cezasına çarptırılmış bir kişinin genel olarak bir serbest bırakılma şansının olması insanlık onuru ile bağdaşan bir infaz sisteminin koşuludur. Bu yüzden kendi gelişimine bakılmaksızın bir hükümlüye her türlü serbest bırakılma umudu tanınmaması insanlık onuru ile bağdaşmaz.

28
Davamızda önemli olan şu: Yüksek Eyalet Mahkemesi'nin tespitlerine göre T.C. Anayasası madde 104'e göre kullanılan af yetkisinden önce onarılmaz bir fiziki yıpranma süreci yaşanmış olma zorunluluğu olasılıklar arasındadır.

29
Yüksek Eyalet Mahkemesi'nin atıfta bulunduğu Federal Anayasa Mahkemesi'nin 6 Temmuz 2005 tarihinde aldığı kararda (BVerfGE 113, 154) müebbet hapis cezasi almış kişinin koşulu salıverilme olasılığı bulunmaması Anayasa'ya aykırı değil demesi bu iadenin kabul edilmezliğine ters düşmez. Orada söz konusu olan davada mevcut bir af hakkına hiçbir koşulu yoktu. Bu yüzden - buradakı davanın aksine - hükümlünün gerçekten bir serbest bırakılma şansı vardı.


Almanya eskiden idamlık olanların iadesini durdurdu

Türkiye'nin Avrupa ülkelerinden (özellikle Almanya'dan) iade taleplerinde son yıllarda bir artış gözlemleniyor. Aralarında TCK madde 302 (eski TCK 125) veya TCK madde 309 (eski TCK 146) ile yargılanacak kişiler de var. 4771 sayılı kanun (3'üncü uyum paketi) Ağustos 2002'de yürürlüğe girinceye kadar bu maddelerden suçlu bulanlar idam cezası alırlardı. Dolaysıyla bu kişiler iade edilmezdi. 4771 sayılı kanun (ve sonradan bu konuya açıklık getiren başka yasalar) ile idam yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası konuldu.

Aşağıda 16 Ocak 2010 tarihinde Almanya Anayasa Mahkemesi tarafından alınan karar öncesinde olan durum izah ediliyor.

İade istemine temel olan olay

Anayasa Mahkemesi'ne başvuran kişi 90'lı yıllarda belirli bir bölgede PKK yöneticisi olmak ve bu sıfatla bir valiye düzenlenen bir suikasta emir vermekle suçlanıyordu. 5 Nisan 1999 tarihinde ceyreyan eden olayda vali değil, fakat 2 kişi ölmüş ve 14 kişi yaralanmıştı. Bu yüzden CMK madde 250'ye göre yetkili olan bir ağır ceza mahkemesi 28 Kasım 2007 tarihinde TCK madde 302'ye atfen bir tutuklama kararı çıkartmıştı ve bu temel TC hükümeti bu insanın iadesini istiyordu.

Almanya'daki prosedüre göre iade istemlerle hükümetten önce mahkemeler ilgilenir. Hukuk sistemi biraz farklı olduğu için şöyle bir izah yapmakta fayda var. Almanya'daki ceza mahkemeler

  • Amtsgericht (AG) ile başlar (buna asliye ceza mahkemesi diyelim)
  • Landgericht (LG) bir üst mahkemesi olup daha ağır suçlara bakar (kelime göre "eyalet mahkemesi" demek ama biz buna ağır ceza mahkemesi diyelim)
  • Oberlandesgericht (OLG) bu ağır ceza mahkemelerinin bir üst mahkemesidir ve en ağır suçlara bakar. Bu mahkemeler eyaletlerde birden fazla (yerde) olabilir ve örneğin "terör suçları"na da bakar (buna yüksek ağır ceza mahkemesi ya da bölge ağır ceza mahkemesi denilebilir).

İade davaları da OLG tarafından değerlendir. Söz konusu olay için OLG Hamm (Kuzey Ren-Westfalya Eyaletinde) sorumlu idi. Orada ilk anılan karar tarihi 2 Haziran 2009. Mahkeme "iade edilebilir" kararını verdi. Buna karşı başvurucunun avukatı 26 Haziran 2009 tarihinde itiraz etti. İtirazda örneğin Federal Savcılığı'nın 19 Mayıs 2009 tarihli bir dilekçesinin kendilerine tebliğ edilmediğine değinildi. İtiraz aynı mahkeme tarafından 17 Eylül 2009 tarihinde reddedildi.

Bu kararda mahkeme başvurucu daha önce dinlendi demekten başka ağırlaştırılmış ömürboyu hapis cezası alabilecek kişi gerektiğinde TC Anayasası madde 104'e göre Cumhurbaşkanı'nın affetme yetkisi var demekle yetindi.

2009 yılında mevcut durum

Temel soru: Ömür boyu hapis cezası bir kişinin iade edilmesine karşı engel değil, ancak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası Türkiye'de uygulandığı şekliyle engel olabilir mi?

Konuyu iki açıdan incelemek gerekir. Belirli ceza maddelere göre ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış kişiler ölünceye kadar cezaevinde kalmaları gerek (özgürlüğe kavuşma ümidi yok) ve bütün bu zamanı tek kişilik hücrede diğer mahkumlardan tecrit edilmiş olarak kalmak zorunda. Uygulamaya bakmadan önce yasal düzenlemelere bir göz atalım.

İnfaz yasası madde 25 ve 107

2002 ile 2005 arasındaki yasal düzenlemeleri bir kenara bırakacak olursak asıl önemli düzenleme TCK ve CMK ile birlikte 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN'un 25'inci maddesinde yazılı. Bu maddeye göre

  • Hükümlü, tek kişilik odada barındırılır.
  • Hükümlüye, günde bir saat açık havaya çıkma ve spor yapma hakkı tanınır.
  • Hükümlünün cezasının infazına, hiçbir surette ara verilemez. Hükümlü hakkında uygulanacak tüm sağlık tedbirleri, tıbbî tetkik ve zorunluluklar hariç ceza infaz kurumlarında, mümkün olmadığı takdirde tam teşekküllü Devlet ya da üniversite hastanelerinin tek kişilik ve yüksek güvenlikli mahkûm koğuşlarında uygulanır.

Bunun dışında 15 günde bir ilk derece yakınlar bir saate kadar ziyarete gelebilir ve hükümlü 15 günde bir 10 dakikalık telefon görüşmesi yapabilir (diğer kurallar için esas metne bk.)

Koşullu salıverilme başlığını taşıyan madde 107/16'ya göre

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, "Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar" başlıklı Dördüncü Bölüm, "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı Beşinci Bölüm, "Milli Savunmaya Karşı Suçlar" başlıklı Altıncı Bölüm altında yer alan suçlardan birinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.

Tahliye umudu ve tecrit

Her iki konu için Avrupa standardı sayılabilecek Bakanlar Komitesi'nin bir tavsiye kararı var. Rec(2003)23 numarasını taşıyan öneri (recommendation) 9 Ekim 2003 tarihinde karara bağlanmış ve üye devletlerinin uzun süreli veya ömür boyu hapis cezası alanlara davranma ilkeleri gösterir.[1]

Tahliye umudu (beklentisi) madde 34'te belirlenmiş, fakat koşullu salıverilmenin esasları daha önce Rec(2003)22 No'lu tavsiye kararı ile belirlenmişti.[2]

Bakanlar Komitesi'nin kararları birlikte okunduğunda müebbet hapis cezası çeken kişilerin de koşullu salıverilme olanağından yaralanmaları olağan sayıldığı görülür. Örneğin Rec(2003)22 sayılı kararın 5'inci maddesi der

Bir hükümlü cezasının infazına başlarken ne zaman koşullu salıverilme kategorisine gireceği ve hangi kriterlere uyması gerektiğini bilmelidir.

Soru: Mevcut yasalara göre Türkiye'de TCK madde 302 ile 309'a göre ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış kimseler ölünceye kadar cezaevinde kalır. Geçmişte belirli aralıklara çıkarılan af yasaları somut bir beklenti ifade eder mi?

Alman Anayasa Mahkemesi Kararı

Federal Almanya'nın Anayasa Mahkemesi 6 Temmuz 2005 tarihinde - 2 BvR 2259/04 - No'lu karar ile bu soruya kendine göre yanıt vermiş. Anayasa Mahkemesi'nin kararına dayanak yapılan dosya ABD'de daha doğrusu Kalifornya eyaletinden 9 Ocak 1997 tarihinde cinayet, gasp vb suçlar işlenmekle suçlayan bir ABD vatandaşının oraya iade edilmesi ile ilgili idi. ABD kişinin idam edilmiyeceğine dair söz vermiş ve en ağır ceza ömür boyu hapis cezası olacağnı belirtmişti. Anayasa Mahkemesi'nin kararında bazı satırlar özet çevirisiyle şöyle:

Anayasal ilkeler arasında orantılı ceza kavramı bulunur. Federal Almanya'nın yetkili organları iadesi istenilen kişinin cezası dayanılmaz kadar ağır olursa, yani nereden bakılırsa bakılsın uygunsuz görülürse bu insanın iadesine karar veremezler... Öte yanda sadece Almanya'daki ceza sistemi içinde sert görülmesi yetmez, çünkü başka devletlerin yasal düzenlemeleri ve hukuk görüşlerine karşı saygılı olmak gerekir.
Koşullu salıverilme olanağı olmadan verilen ömür boyu bir hapis cezasının infazı uluslararası hukukun asgari standartlarına aykırı olduğunu başvuru sahibi iddia etmediği gibi AB üye devletlerindeki ceza hukuku ile yaptırım sistemlerin çeşitliliği yüzünden burada ayrı bir izah istemez... Başvuru sahibinin işlemekle suçlandığı hareketlere koşullu salıverilme olanağı olmadan verilen ömür boyu hapis cezası dayanılmaz kadar sert ve insanlık dışı bir ceza sayılmaz.
Anayasa Mahkemesi Içtihatına göre insan onuruna yakışan bir infaz sistemin gerekleri arasında ömür boyu hapis cezasını almış bir kişinin yeniden özgürlüğe kavuşması için temel bir şansın varlığı bulunur. Kişilik gelişmesine bakılmaksızın bir insanın yeniden özgürlüğe kavuşma umutlarını tamamen yitirmesi (Alman) Anayasa madde 1, fıkra 1'de tarife edilen insan onuru ile bağdaşmaz... Almanya içinde buna sadece af edilme şansı yetmez. Almanya'da infaz kuralları mahkemelerin denetimine tabii olmak zorunda... Ancak bu kural iadesi isteyen devlet için geçerli değil. Bir başka hukuk sisteminde bir kişinin yeniden özgürlüğüne kavuşması için pratik bir şansın olması burada önemlidir.

Bunu Almanya'nın Anayasa Mahkemesi Kalifornya Eyaleti için de geçerli olan valinin affetme yetkisinde görmüş. Daha önce iade edilebilir kararı veren mahkeme buna dair istastikler göstererek bunun sıradan (doğal) bir işlem olduğunu kanıtlamaya çalışmış (ayrıntılar mevcut değil).

Soru: Burada söylenenlerle Türkiye örneğine uygulamakla nasıl bir sonuç çıkar?

Cumhurbaşkanı'nın özel af yetkisi

Şu anda (Ağustos 2009) gündemde olan ve Hamm kentindeki Yüksek Ağır Ceza Mahkemesi (Oberlandesgericht)'te görülen bir iade davasında Hamm Genel Savcılığı Federal Almanya Anayasa Mahkemesi'nin bu kararına atıfta bulunarak ABD'de valinin affetme yetkisi Türkiye'de Cumhurbaşkanı'na ait diye TCK madde 302'den yargılanacak bir kişinin iadesine yönelik karar vermesini istedi.

Bilindiği gibi Cumhurbaşkanının Anayasanın 104’üncü maddesinde sayılan yetkilerinden bir tanesi de, "sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak" yetkisidir.

Soru: Affedilen kişilerin özel durumuna bakılırsa sadece ölümcül hastalığa yakalanmış ya da çektikleri eziyetleri yüzünden yaşamları değer kaybetmiş insanlar mı affedilir?

Af umudu kimler için var?

Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı olduğu 2002 ile 2003 yılında 200'e yakın "siyasi" hükümlü Wernicke-Korsakof sendromuna yakalandıkları için affetmiş. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olduktan sonra affettiği kişiler arasında en fazla Necmettin Erbaken dikkat çekmiş.

Buradan Cumhurbaşkanı taraflı davranıyor, tahliye edilmesi gereken "siyasi" mahkumları bırakmıyor diye haberler çıktı. Buna karşı söylenenlerin içinde

  • Cumhurbaşkanı sadece cezası kesinleşmiş kişileri affedebilir
  • Bu işlemler bir başvuru ve ona uygun tıbbi rapor (adli tıp) ister

Soru: İster İHD ya da diğer kuruluşlardan olsun, ağır hasta olarak gösterilen kişilerin hepsi hükümlü müdür?

Soru: Bunlar için yasalara uygun başvuru yapılmış mıdır?

Not: Bu konu şu anda Türkiye'nin gündeminde, fakat iade meselesinde can alıcı bir konu değil, çünkü çok ağır hasta olursam serbest kalabilirim düşüncesi ciddi bir tahliye umudu teşkil etmez her halde.

Tecrit AİHS madde 3 ihlalı mıdır?

Avrupa İşkence Önleme Komitesi (CPT = Committee for the Prevention of Torture) 6 Eylül 2006 tarihinde Türkiye'ye 7 ile 14 Aralk 2005 tarihleri arasında yapılan ziyaret hakkında rapor yayınladı.[3]

Madde 48 ile 51 arası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını çeken mahkumlarla ilgilidir. CPT Adana'da iki mahkum, Tekirdağ 1 Nolu cezaevinde altı ve Tekirdağ 2 Nolu'da bir mahkumla görüşmüş ve 15 günde bir ziyaret veya telefon etme olanağı hariç bu kişilerin sadece günde bir saat (CPT gelmeden bir gün önce Tekirdağ'da bu süre iki saate uzatılmış) açık havaya çıkma hakkını olduğunu öğrenmiş. Bu uygulama aniden 1 Haziran 2005 tarihinde başlatılmış. Öneriler arasında CPT 5275 sayılı kanunun 25'inci maddesini yeniden gözden geçrilmesi var. Madde 50'de CPT şöyle diyor

Tecrit tipi tretman söz konusu kişi için çok zararlı sonuç doğurabilen ve belirli koşullarda insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye dönüşebilen bir adımdır.

Somut olarak sadece Abdullah Öcalan için böyle bir tespit var. 19 ile 22 Mayıs 2007 tarihleri arasında Imralı adasına yapılan ziyaret hakkında CPT raporu 6 Mart 2008 tarihinde yayınlandı.[4]

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını çeken Abdullah Öcalan'ın içinde bulunduğu koşullar şu şekilde ifade edilmektedir. Günde bir saat, sabah 30 dakika, öğleden sonra 30 dakika 45 metre kare ve bomboş bir alanda kimse ile görüşmeden açık hava alma hakkı dışında hep hücrede kalır. Cezaevi kütüphanesinden 3 kitap bulundurma hakkı dışında günler hatta haftalar sonra kendisine verilen 3 gazete ile tek istasyon çalan bir radyosu var.

Daha önce yapılan ziyaretlerin ardından (bu dörüdüncü ziyaret idi) CPT bazı önerilerde bulunumştu ve hemen hemen hiç biri gerçekleşmedi. Önerileri arasında Abdullah Öcalan başka mahkumlarla birlikte tutulması ve bir televizyon haricinde bir telefondan yasal hakkı olan 15 günde bir görüşme olanağı verilmesi idi. CPT uzmanları Abdullah Öcalan'ı muayene ederek 2001 ile 2003 yılından bu tarafa sağlığının kötüleştiğini tespit etmişler. Kulak-burun-boğaz sorunları dışında kronik stres, sosyal ve duygusal tecrit, terkedilmiş duygusu ve hayal kırıklığı sağlığın bozulmasına neden olduğunu tespit eden uzmanlar özet olarak madde 31'de şöyle derler

Ulaşılması zor bir adada tek mahkum olan Abdullah Öcalan 8,5 yıl kadar tutulmaktadır. 16 Şubat 1999 tarihinden beri uygulanan tecrit yıllar boyunca etkisini gösterdi. Daha önceki ziyaretlerde bu tecritin bedensel ve ruhsal sağlığına belirgin kötü bir etkisini tespit edemeyen CPT bu görüşünü şimdi değiştirmesi lazım.

Bakanlar Komitesi'nin Rec(2003)23 sayılı karar

Yukarıda bahsedilen Avrupa Bakanlar Komitesi'nin Rec(2003)23 sayılı kararına dönecek olursak madde 7 şöyle der:

Sadece aldıkları cezaları yüzünden ömür boyu hapis cezası ya da başka uzun süreli hapis cezasını almış kişileri ayırmamayı düşünmek lazım (ayırmama ilkesi).

Pratikte uygulama nasıl?

CPT Türkiye'ye Aralık 2005'te gelmesinden bu tarafa epey zaman geçti. 22 Ocak 2007 tarihinde Adalet Bakanlığı'nın 45/1 Nolu genelgesinde üçüncü bölümde bulunan 11'inci maddesine göre

Yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlülerin sadece kendisiyle aynı ünitede kalan hükümlülerle birlikte, sınırlı olarak bu programlara katılmasına izin verilebilir.

Soru: Sınırlı kavramı mahkum sayısına yönelik mi, zamana yönelik mi yoksa her iki konuya yönelik mı anlamak gerekir?

45/1 Nolu genelgenin uygulanmadığını İHD, ÇHD gibi birçok kuruluş defalarca dile getirdiler. En ayrıntılı çalışma ÇHD Cezaevi İzleme Komitesi, 24 Aralık 2007 - 17 Ocak 2008 arasında 25 avukatın Tekirdağ 1 ve 2 No'lu, Edirne, Bolu, Kocaeli 1 ve 2 No'lu F tipi cezaevlerinde kalan 120 tutuklu ve hükümlüyle görüşmesi sonucu hazırlanan rapor galiba. Rapor hazırlanırken 368 kapasiteli 13 F tipi cezaevinde 4 bin 960 tutuklu ve hükümlü kalıyordu.

Rapordaki genel tespit şöyle:

Tekirdağ 1 No'luda sohbet hakkı üç aydır, engelleniyor. Tekirdağ 2 No'luda, Kocaeli 1 No'lu ve Bolu'da uygulanmıyor. Edirne'de bir ay ve haftada 2.5 saat uygulandı. Kocaeli 2 No'luda haftada 2.5 saat uygulanıyor. Görüşülenlerin hepsi genelgeden yararlanmak için idareye başvurduklarını, idarenin personel ve mekân yetersizliği gerekçesiyle genelgeyi uygulamadığını söyledi.[5]

Görebildiğim kadar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış kişilere yönelik ayrı bir tespit yok, hatta böyle bir çalışma şimdiye kadar yapılmmamış galiba. Tek tük haberlerden

  • CPT Aralık 2005'te görüştüğü 9 mahkumdan biri başkalarla görüştürülmüyordu
  • 23 Şubat 2009 tarihinde Süleyman Erol Kırıklar 1 Nolu F-tipi Cezaevinde tecrit edildiği için bileklerini kesmiş[6]

bir genelleme çıkarmak mümkün değil.

Soru: Böyle bir çalışma yapılabilir mi?

Özel soru: Türkiye dışından (herhangi bir ülkeden) iade edilen bir kişinin davasına bakan avukat özellik ilkesine uymada zorluklarla karşılaşmış mıdır?

Örneğin örgütsel faaliyet ya da uyuşturucu işinden ötürü iade edilen bir kişi birden çok eylemle suçlanabilir, fakat iadesi sadece biri ya da birkaçı için kabul edilmiş. Türkiye'deki mahkeme diğer fiillerden kişiyi yargılamak isterse (hepsi bir ceza maddesi altında toplansa da) kişinin geldiği ülkedeki yetkililerden izin almak zorunda. Buna uyulmadığına dair tek bir örnek bulunsa tüm iadeler durabilir.


Dipnotlar:

  1. Rec(2003)23 tam metni Avrupa Konseyi websitesinde bulunur.
  2. Rec(2003)22 tam metni Avrupa Konseyi websitesinde bulunur.
  3. Raporun İngilizcesi için linki tıklayın
  4. İngilizce metin için link
  5. 10.04.2008 tarihli http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=252578&tarih=10/04/2008 Radikal gazetesinde yer alan haber
  6. TAYAD'li ailerin açıklaması örneğin http://freezavar.org/2009/03/02/tecrit-iskencesi-suruyor/ Erol Zavar için oluşturulan bir sayfada bulunur. Haberin uzun şekli TAYAD sayfasında bulunur.