Sınırdışı edilmiş düşler

From B-Ob8ungen
Jump to: navigation, search

Sınırdışı edilmiş düşler ve Helmut'un anekdotu

Erol Anar'ın şiiri Yeni Politika gazetesinde 11 Haziran 1995 tarihinde yayınlandı

Helmut gelmişti geçenlerde
Helmut yol Helmut!
Hani yeşil gözlü sarışın Türkiye'li
Kardelen'de oturmuştuk bir eylem sonrası
Soğuk bira, tuzlu fıstık
Ve tabiiki anılar
Adana'ya gitmişti Helmut
"Gözaltına alındı" diye geçti teleksler bir gün
"Helmut mu?", "Bizim Helmut mu?"
Onun deyişiyle "Allah Allah!..."
"Helmut için ne yaptın?" diyordu telefonda Fevzi
Yaptıklarımız yetersizdi elbette
İçişleri Bakanlığı önünde kendimi yakayım mı?"
Kahkahalarla onaylıyordu Fevzi
Sınırdışı edilmek nasıl bir duygu Helmut
Işıklarında vücudunu yıkadığın
Tozlu kentler geliyor mu aklına
Sonra varoşlar, uzak yıldızlar gibi
Kentlerin ayak uçlarında büyüyen
Nem düşünüyordun Helmut
İçerken bayatlamış çayını
Tozlu bir havaalanı karakolunun
Sen gazetelerin iç sayfalarında
Rutin bir sınırdışı vakasın artık Helmut
Küllerinden yeniden doğacaksın eminim
Ama, sen artık sınırdışı edilmenin
Vazgeçilmeyen tragedyasında
Rolü yarım bıraktırılmış bir oyuncusun
Sınırdışı edilmek nasıl bir duygu Helmut
Bizim sınırdışı edilecek bir ülkemiz bile yok
Düşleri sınırdışı edilmiş bizlerin...

Yanıtım

Aynı gün yazdığım yanıtım 18 Haziran 1995 tarihinde gene Yeni Politika gazetesinde yayınlandı:

8 Haziran tarihinde bana gönderdiğin şiir için çok teşekkür ederim. Tüm geçmiş olsun dilekleri arasında en güzeli senden gelmiş oldu. Kendini bakanlık önünde yakmaktan çok daha güzel bir eylem oldu. Karşılık olarak ben de bir şiir yazmak isterdim, ama şu anda durumum müsait değil.

46 saat içinde başımdan geçen olayları düz yazı ile anlatmaya kalksam sayfalar dolar. Ancak şiirinde "sınırdışı edilmek nasıl bir duygu?" diye sorduğun için kafamdan geçen bir, iki (yasaklı olmayan) düşünce anlatıyım dedim. İlk gece Adana yabancılar polisinin bürosunda bir sandalyede 3 saat gözlerimi kapatabildikten sonra ikinci gece "Lüks Adana" şirketinin otobüsüyle İstanbul'a giderken önce 65 saat boyunca üstümden çıkartamadığım ve müthiş ter kokan Ankara Ordu Pazarı'ndan aldığım kadife pantolon ile 3 yıl önce İzmir'de "Alamancı" olan A. ve T. çiftinden doğum günü hediyesi olarak aldığım kısa kollu gömlekle biraz üşüdüğüm halde bir önceki geceye nazaran güzel uydum.

Gebze'den sonra uyuyamadım. Yer yer Marmara denizini seyrederken adalara yaptığım seyahatlar aklıma geldi. Kartal-Rahmanlar'da arkadaşım M. o sabah okula gitmek üzere hazırlanıyordu, birinci memleketimde 20 yıl işçilik yapan A. arkadaşım Küçükyalı'da caminin karşısında üç katlı bir ev yapmıştı, daha önce annem ve ablamla birlikte o evde kaç kez kalmıştım. Otobüs benzin istasyonunda dursaydı, 200 metre yürüyüp gene kafamı koyabilecek bir yatağa kavuşmuş olurdum. Ancak ne otobüs duruyor, ne de daha önce durduğumuz yerlerde telefon etmem için izin verilmiştiki hiç olmazsa arkadaşlarımdan hava alanında vedalaşıyım.

Adana ile İstanbul polisi arasında bir anlık anlaşmazlık sonucunda Fevzi arkadaşıma telefon edebildikten sonra bir süre dostlar koşarak beni ancak bekleme salonunda camlardan görebildiler. M. okulundan koşarak geldi, Ayşenur Zarakolu sanki hepimizden daha üzgündü, Şaban, Mercan, Mustafa ve nice İHD üyeleri ellerinden geleni yapıyordu, ama karşılıklı el sallamaktan başka çaremiz yoktu. Belirsiz bir süre için ikinci vatanımı terketmek zorunda bırakıldım, çünkü yetkililer dediğimiz kesimde sorumluluk alan yok. Ama ergeç tekrar geleceğimden ve belki bira yerine beraber rakı içeceğimizden emin olabilirsin. Beni sınırdışı edebilirler, ama düşlerimin kovulmasına izin vermem.